Cuma, Temmuz 21, 2006

içimiz - dışımız

Taa eskiden Ali Nesin'in bir kitabında bahsettiği bir soru vardı, hatta şöyleydi:

Bir baba ve öz oğlu arabalarıyla yolculuk etmekteyken bir kaza geçirirler. Baba olay yerinde ölürken oğlu ağır yaralanır, ve hastaneye kaldırılır. Hastanede hemen ameliyata alınması gerekmektedir ve bunun için hastanedeki en usta cerrah çağırılır. Cerrah gelir ve de oğlanı görür görmez "Bu benim oğlum, bu ameliyatı ben yapamam" der. Oğlan cerrahın gerçekten öz oğlu olduğuna göre bu nasıl olur?


Cevap aslında basit çok, cerrah kadındır. Bu kadar basit bir hikayenin kafamızın en derin yerlerine yerleşmiş önyargıları, ayrımcılık tohumlarını afişe etmesi çok etkileyici bence. Bu soruyu yıllardır bilirim, ara sıra tanıdıklarıma da sorarım, kadın erkek daha kimsenin doğru cevabı verdiğini görmedim - ki bu insanlar arasında feminist çalışmalarla ilgilenenler de vardı.

Yeni öğrendiğim, kesinlikle bu kadar etkileyici olmasa da yine de gündelik dilden olduğu için ilgi çekici bir örnek de şu: "Adam çıldırdı ve komşularından birinin karısını öldürdü." Bu cümlede yanlış hiçbir şey yokmuş gibi duruyor değil mi? Peki ya cümle şöyle olsaydı: "Adam çıldırdı ve komşularından birinin kocasını öldürdü."

Durup dururken gelmedi tabi bunlar aklıma. Dün kütüphanede Scientific American'ın haziran sayısında Mahzarin Banaji isimli hintli bir psikologun araştırmasından bahsediyordu. (Sanırım ben bu araştırmayı daha önce de Tübitak Bilim Teknik'te de görmüş, ama sonra unutmuştum) Araştırmada insanların verdikleri tepkilerin bazılarının, bilinçli şekilde dile getirdikleri, düşündükleri şeylerin tam tersi olabileceği bulunmuş ve bunun da bilinçdışı, içsel sebeplerden olduğu söyleniyor.

Tabi ben meraklı (ve de işsiz güçsüz) bir insan olarak bugün ilk iş dün web adresini not aldığım bu araştırma neyin nesiymiş diye baktım, ve bir kaç tane testi çözerek kendi içimdeki ayırımcıyı bulmaya çalıştım. Yaptığım 3-5 testin sonucunda araplara karşı olan azcık otomatik kayırmacılığım dışında (bunun da Türkiye gibi araplara karşı önyargıların almış yürümüş olduğu bir memlekette büyümüş olan bende böyle olması ayrıca şaşırtıcı) herhangi bir ayrımcılığım olmadığını gördüm, sevindim. İçimde ne zencilere, ne şişman insanlara, ne yaşlı insanlara, ne eşcinsellere, ne de kadınlara karşı gizli bir ayrımcılık beslemiyormuşum, ne güzel. Yalnız özgür yazılımı mikrosof ürünlerine karşı da kayırmıyormuşum içsel olarak, o beni üzdü biraz. Neyse canım sağolsun, bu kadar kusur Richard Stallman'da da olur.

Salı, Temmuz 11, 2006

monsieur gainsbourg

Naaah.. You're not Reagan, I am not... Gorbachev.

mühendis ve filozof

Bir filozof ile bir mühendisi karşılıklı koyar, ellerine de birer değnek verirler. Karşılarındaki insana ulaştıklarında ona vurmalarını söylerler, ama ulaşmak için aralarındaki yolun önce yarısını, sonra kalan yolun yarısını... gitmeleri gerektiğini de eklemeden geçmezler.

Bir süre sonra mühendisin filozof çatır çutur dövdüğünü, ama felsefecinin sadece aval aval bakındığını, hiç kımıldamadığını görürler. Çok şaşırıp filozofa yaklaşırlar; neden hiç bir şey yapmadığını sorarlar. O da sürekli kalan yolun yarısını giderek karşısındaki insana ulaşamayacağını, hatta yerinden kımıldayamayacağını, bu yüzden durduğunu söyler.

Haklı bulurlar filozofu, ama bu sefer merak ederler; mühendis ne yapıyor o zaman? Mühendise yaklaşırlar, filozofa neden vurduğunu sorarlar. Cevap hemen gelir: "Yeterince yaklaştım!"

Pazar, Temmuz 02, 2006

sokayım sınav sisteminize

Çok şükür memleketimde arada güzel şeyler de oluyor:

Ösym götümü ye

Laçin'in hayal ettiği sivil itaatsizlik eylemi kadar olmasa da gençler hareketleniyor, darısı hepimizin başına.

Cumartesi, Temmuz 01, 2006

tatil

Otobüse bindim, indim, yollarda süründüm, odama yerleştim, yemek yedim, bira içtim, mahmurlaştım, maç izledim maç izledim, uykum geldi, uyudum.

Kalktım, yollarda süründüm, bi sürü yol yürüdüm de yürüdüm, yemek yedim, eğlendim, yolların bana bir hıncı varmış - daha da süründüm, arabamı özledim, bi sürü içtim, güldüm eğlendim, duygusallaştım, kafam şişti, tuvalette Fatih`le tanıştım, uykum geldi, uyudum.

Kahvaltı ettim, tavlada çok pis yendim, okuduğum kitap rahatsız etti beni, sonra mahmurlaştım, uyudum, uyandım, içki sohbeti ettim, dertleştim, dertlere ortak olmaya çalıştım, yalnız hissettim biraz, uykum geldi, uyudum.

Yine kahvaltı ettim, pinponda şerefli bir mağlubiyet aldım, türlü türlü tavlada yine ezdim, denize gittim, yüzdüm, oturdum, ne güzel yermiş lan buralar dedim kendi kendime, maç izledim, dönüp durdum, uykum bi acaipti, pek uyuyamadım.

Toparlandım, ayrıldım odamdan, yollar uzadıkça uzadı, Antalya`da sıkıldım çok, otogarda hala bunalıyorum, tanıdıklar sevdikler vardı sağolsunlar, otobüse biniyorum.