Çarşamba, Ağustos 23, 2006

son yoklama

Son üç gündür - bir günü tamamen benim hıyarlığımdan kaynaklanan bir şekilde - askerlik işleriyle uğraşıyorum. Tabi son üç gündür diyince askerlik şubesinin önünde yatıp kalktığım sanılmasın, ama insan böyle zorunlu bir işle uğraşırken gününü o işin üzerine kurduğu için böyle diyebilirim sanırım.

İlk gün şubeye gitmek, dönmek ve de vesikalik fotoğraf çektirmekle geçti. Aslına bakılırsa fotoğrafçı ağabey de az ilginç bir insan değil, ama o başka bir yazının konusu. Sonraki gün başladı esasında esas sabahtan basit ve bayık dilekçe doldurma işlemlerimi hemencecik tamamlayıp sempatik ve de tombik sivil memureye teslim ettikten sonra kütüğümün olduğu şehre faks çekilmesi gerektiğini ve de cevabın iki saat kadar sonra geleceğini öğrendim, ve faksı çekecek olan memureden de bunu teyid ettim, öğleden sonra gelirsem işimin "muhtemelen" hallolacağını öğrendim.

Şubeye çok yakın olan teyzemin evine gidip, orda bir şeyler yiyip efsane avcılarını izleyerek geçirdiğim 2 saat geçirdikten sonra, şubeye dönüp, öğle tatilinin bitiminden bir yarım saat de fazladan beklemiş biri olarak cevabının geldiğini tahmin faksı sorduğumda "Oo, daha dünküler yeni geliyo İstanbul'dan, yarın gel sen." cevabını almam o kadar da şaşırtıcı olmadı açıkçası, o yüzden celallenip nerde bu e-devlet çığlıkları atmadım, tıpış tıpış evime döndüm.

Bugün sabah yine daha gelmemiş tepkileri almamak için açılışındaın bir saat kadar geç gittim şubeye, gelmişti çok şükür ben oraya gittiğimde faksım. Tabi bu sırf gelip gelmediğini anlamak için sıra numarası alıp 2o dakika beklememi engellemedi. O zamanlar bilmiyordum tabi daha 2 defa daha sıra numarası almam gerekeceğini. Bankoda yanımda kendisinin rehberliğe ihtiyacı varmış gibi duran "Rehberlik ve psikolojik danışmanlık" yeni mezununa vermiştim o sıralarda dikkatimi.

Neyse, yine bir şeyler doldurup, bir takım imzalar attıktan sonra avluya, muayene sırasına indim. Sırada önümde olan açıköğretim işletme mezunu cengaverle de muhabbete başlayıverdim. Hoşsohbet ve türlü türlü macera yaşamış biri çıktı İzzet bey, türlü türlü avropa macerasını ve de barmenlik hayatını anlattı. Bütün bunlar sayesindede muayene öncesi gerginliğini attım. Sonuçta toplum içinde daha önce soyunmamış değilim çok şükür, ama o zaman şartlar farklıydı tabi. Gavurellerde ülkemi temsilen görevimi başarıyla yerine getirmiş, alnım ak, muzaffer bir edayla çıkmıştım duştan. Ama şimdi deplasmanda değildim, sevgili yurttaşlarımla beraber soyunacaktım, ne kadar soyunacağımızı bilmemenin verdiği gerginlik sarmıştı hepimizi, tedirgindik.

Beş kişilik bir grup olarak girdik içeri. Burnumun dibindeki görevli erin çabuk soyunun çabuk temennisine, ne kadar soyunacağız sorusuyla karşılık verdim hemencecik. Tamamen! dedi, çoraplar bile kalmayacak. Haydi bismillah diyerek donu sona bırakmak üzere soyunmaya başladım; herkesin birbirini kollayarak tam da aynı anda donuna kadar soyunduğu anda; "tamam, şimdi şuraya gidin" komutuyla tamamenin, don hariç tamamen anlamına geldiğini anlayıverdik. Askerlik yapabilmek için takım taklavatın önemli olmadığı çıkarımını yaptık.

Milisaniyeler cinsinde bir zamanlamayla en erken ben soyunduğum için hemen beni tartıya yönlendirerek çocukluğumdan beri üzerinde çıkmadığım elli yıllık tartıyla tartıp, ölçüp biçerek boyumun 1.77, kilomun da 68 olduğuna karar vererek ikide sıfır isabetle 5-6 insanın oturduğu masanın önüne yönlendirdiler. Burda beni sevdiklerinden kelli sanırım bir tek bana, Fenerbahçeli olup olmadığımdan (haşa!), yeni mi mezun olduğuma kadar bir kaç soru sordular, çok normal bir ortamdaymışcasına güldük eğlendik bile. Artık çankaya'nın tontonu beyan esastırı iyice yerleştirdiğinden midir, yoksa askerden kaçma fırsatını bulan adam kaçırmazdan mıdır bilemiyorum ama hastalığın, bir sorunun var mı sorularına verdiğim yok cevaplarıma kolaylıkla güvendiler. Bunun dışında yarıçıplak adamların bir masaönünde bir takım kağıtlara damga vurdurarak ve de bu kağıtları imzalatarak ilerlemesi aslında, pek de ilgi çekici bir şey yok. Gerçi herkesin ellerini önlerinde, mahcup bir şekilde önlerine bakarak takındıkları kapıcı duruşunun yanında benim ellerimi belime koyarak süperkahraman duruşunda (elleri belinde ufka bakan bir süpermen tahayyül ediniz bu noktada) durduğumun farkına varmam, ve de acaip bir an yaşamam var ya neyse.

Nihayetinde bir de mutlu sonu var:

Aşağıda kimliği yazılı yükümlünün, 31-07-2007 tarihine kadar askerlik işlemleri yönünden bir sakıncası yoktur.

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home